Bodrum Boat Show ikinci yılında 255 tekneye ulaştı. Aegean Yacht’ın kurucusu Sinan Özer Monaco, Cenova ve Cannes fuarlarını yakından tanıyor. Özer, fuarın Bodrum’da düzenlenmesini isabetli bir karar diye değerlendirdi.
On yıl boyunca Cenova fuarına katıldıklarını hatırlatan Özer, büyük fuarlar arasındaki yer değişimini yaşam kalitesine bağladı:
“Cenova bir dönem çok yukarıdaydı. Denizde yapılan fuarların en büyüğüydü. Ama Cenova’nın arka planı zayıf. Çevresinde otel yok, restoran yok, yaşam kalitesi yok. Sonuçta bizim müşterimiz lüks bir yerde kalmak, iyi bir yerde yemek yemek istiyor. Bu yüzden 35-40 metreye kadar olan tekneler Cannes’a kaydı. Monaco ise hep büyük teknelerin, 60-70 metrelerin, süper yatların fuarıydı.”
Özer’e göre Bodrum bu denklemde güçlü bir yerde duruyor:
“Londra’da Oxford Caddesi’ne gidin, birine Türkiye hakkında iki şey söyle deyin. Biri İstanbul, öbürü Bodrum der. Batı’da Bodrum’un öyle bir adı var. Denizciler de tanıyor, birçok tekne Bodrum’dan geçti. Akıllarında bir kale, güzel yemekler var. Bodrum’a gelmek başlı başına bir olay. Biz gerçekten Monaco ve Cannes ile yarışabilecek kapasitede bir yeriz.”
“Büyük Firmalar Karar Vermek için 3-4 Yıl Bekler”
Özer, belediyenin, Deniz Ticaret Odası’nın ve sektör derneklerinin fuara sahip çıktığını vurguladı. Fuarın sürekliliğinin şart olduğunu söyledi:
“Bu fuar muhakkak sürdürülmeli. Daha uluslararası olması için çaba harcamamız lazım. Bir fuarın kendini ispat etmesi 3-4 yıl sürer. Büyük firmalar ancak o zaman ‘burası doğru yer, burada bulunmalıyız’ mantığına girer. Bodrum hem Bodrum için hem Türk yat sektörü için çok doğru bir seçim.”
Rodos’tan Kaçak Tuvalet
Aegean Yacht’ın hikâyesi 1978’de 16 metrelik bir tirhandille başladı. Dört kabinli, iki tuvaletli tekne o yılların büyük teknelerindendi. Ama Türkiye’de yat tuvaleti bulunmuyordu:
“Su hattının altında kaldığı için yat tuvaletinin dışarı pompalanması gerekir, ev tuvaleti gibi değildir. Blake’s Lavac diye bir İngiliz markası vardı, Türkiye’de yoktu. Rodos’a gittik, kaçak tuvalet alıp taktık.”
Tekne üretimi bir süre mavi yolculukla paralel yürüdü. Her yıl iki üç tekne inşa eden şirkette zamanla ciddi bir birikim oluştu. Özer bunu ekibine bağladı: “Ekibimde 40 yıllık arkadaşlarım var. Şirket hafızamız çok derin.”
Akdeniz’in En Büyük Tek Sahipli Filosu
Charter tarafı da hızla büyüdü. Ege Yat’ın kendi 30 teknesine, dışarıdan kiralanan 30 tekne daha eklendi. Özer, kendi filolarının o dönem Akdeniz’in en büyük tek sahipli filosu olduğunu söyledi:
“Bodrum, Marmaris, Fethiye ve Antalya’dan her hafta çıkış vardı. 60 teknelik bir operasyondu. Kamyonlarla yiyecek gidiyordu. Sonra tur operatörleri fiyatları kırmaya başladı ve bir kırılma noktası geldi.”
Özer o noktada kabin satışına dayalı mavi yolculuk işinden çekilme kararı aldı. 2000’lerin başında başlayan süreç bir günde tamamlanmadı. Operasyon yıllar içinde küçüldü, ahşap teknelerin neredeyse tamamı satıldı.
Ahşaptan Saca, 45 Metreden 66 Metreye
Aegean Yacht, 1992’de ilk sac guletini yaptı ve o yıldan bu yana yalnızca sac tekne üretiyor. Boylar zamanla büyüdü:
“Önce 45 metre yaptık. Adı Dubai Magic. Şeyh Maktum satın aldı, şu anda Dubai’de, pırıl pırıl duruyor.”
Tersanede şu an 66 ve 41 metrelik iki proje bulunuyor. Özer, 100 metrelerin hedefleri arasında yer almadığını açıkça söyledi:
“100 metre, gemi tersanesinin işidir. Bizde o imkân yok. 66 metre bile sınırda. Denize indirmek, karaya çekmek kolay değil. Ben 50 metrelerde sınırlanmak istiyorum, çünkü indirmek, kaldırmak, boyamak daha kolay. 100 metrelik bir tekneyi boyamak bile acayip bir iş.”
Tersane, yeni inşaların yanında yılda 50 kadar tekneyi bakım için karaya çekiyor.
Bir Tirhandilin Kıçında Yazılan Yönetmelik
Özer’in anlattıkları arasında en çarpıcısı, yat turizmi mevzuatının nasıl doğduğu. 1982’de dönemin bakanı, sektörün önde gelen isimlerinden bir yönetmelik taslağı istedi:
“Bakan ‘biz bu işi bilmiyoruz, bize bir yönetmelik yazın’ dedi. Ben, Duru Turizm’den Demir Duru ve Motif Turizm’den Hamit Günal; üçümüz Bodrum limanında benim tirhandilimin kıçında oturup yönetmeliği elle yazdık. O zaman bilgisayar yoktu. Ankara’ya gönderdik, onu baz alarak yönetmeliği oluşturdular.”
Özer, sektörü sıçratan iki düzenlemeyi sıraladı: 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve Türk Parası Kıymetini Koruma mevzuatında yapılan değişiklik. Öncesini şöyle anlattı:
“Cebinde 10 dolar bulunursa ağır ceza vardı. Kredi kartı yoktu. Yurt dışına iki yılda bir çıkabiliyordun, çıkarken sana 100 dolar kadar döviz veriyorlardı. Amerika’dan biri ‘gel, anlaşma imzalayalım, sana müşteri göndereyim’ dese gidemezdin.”
Özer, 1983-1990 arasını sektörün altın yılları diye tanımladı. Bu dönemde devletin yat turizmini açıkça desteklediğini belirtti:
“Bodrum’da 30 kadar tersane vardı, hepsi doluydu. İnsanlar avans verip iki yıl sıra bekliyordu. Bugün Bodrum’da doğru dürüst tekne yapan üç tersane var. Dördüncüsü yok.”
“Artemisia Bizim Kraliçemiz”
Özer, Bodrum’un tekne yapım geleneğini Antik Çağ’a kadar götürdü:
“Artemisia dünyanın ilk kadın amirali. Bu bölgenin her şehri 5, 10, 20 gemi verdi ve 600 gemi bir araya geldi. Demek ki burası o zamandan beri gemi üreten bir yer. Bu bir kültürel genetik. Burada keser sallayan çocuğun dedesi kalafatçıydı.”
Bodrum’daki 50 yılını değerlendiren Özer’in tespiti açık: “Bodrum’un çok iyiye giden tarafları var ama kötüye de kullandık.”
“Denizde Fazla Akıllı Olmamak Gerekir”
Elektrikli sistemler ve otomasyon konusunda temkinli olduğunu söyleyen Özer, bakış açısını şöyle özetledi:
“Biraz konservatifim. Deniz çok kritik bir mekân. Her şey kolay ulaşılabilir, kolay tamir edilebilir, kolay müdahale edilebilir olmalı.”
Ege Yat’ın 26 metrelik teknesinde 5 kW’lık güneş enerjisi sistemi bulunuyor. Özer ise lityum pillere mesafeli duruyor ve son dönemde denizde yaşanan yangınların bu pillerden kaynaklandığını vurguladı:
“Şu an yaptığımız 41 metrelik teknede klas kuruluşunun kuralı açık: pil varsa güverteye konacak, güverte altına koyamazsın. Demek ki bir korku var. Hele şarj sırasında kapalı alanda yangın çıkarsa, bitti. Her taraf otomatik, sihirli, akıllı olmamalı. Denize bunlarla dikkatli yaklaşmak lazım.”
