Genelgedeki süreler: 15 gün ve 2 gün
Boratav, DAU genelgesine göre 12 kişiye kadar kapasiteli teknelerin 15 günlük seyir sonunda atığını vermek zorunda bulunduğunu hatırlattı. 12 kişi ve üzeri kapasiteli teknelerin ise kaç gün seyir yaptığına bakılmaksızın limana yanaşmasının ardından 10 gün içinde atığını teslim etmesi gerekiyor.
Düzenlemenin mantığını şöyle anladığını belirtti: 12 kişi ve üzeri denilirken ticari tekneler ve günlük gezi tekneleri kastediliyor, 11 kişiye kadar olan grupta ise ailesiyle denize çıkan özel tekne sahipleri bulunuyor.
“Yasa yapıcı bu ayrıntıyı bile atlamış”
Boratav’a göre sorun eşiğin hangi yöne baktığında. Uluslararası kuralda 12 kişiye kadar tekneler özel, 12 kişiden fazla yolcu taşıyan tekneler ticari kabul ediliyor. Boratav bu tanımın MARPOL’de, Avrupa Birliği direktiflerinde, Birleşmiş Milletler düzenlemelerinde ve ABD, İngiltere, Almanya’nın ulusal kanunlarında aynı biçimde yer aldığını söyledi.
“Yani bizim yasa yapıcı bu ayrıntıyı bile atlamış durumda” diyen Boratav, sorunun kapasite belirleme yönteminden de beslendiğini anlattı: “Ulaştırma Bakanlığı, Avrupa Birliği sertifikasyonuna bakmaksızın teknenin boyuna göre kişi kapasitesi belirliyor. Bu nedenle 12 metre ve üzeri tüm özel tekneler bağlama kütüğünde 12 kişi kapasitesiyle kaydediliyor. Oysa bu teknelerin çoğu CE Belgesi’ne göre açık denizde 10 kişi kapasitelidir.”
Boratav bu tabloyu “Bir yerde de bir mantık olsun, ayaklarımız sağlam zemine bassın, hayır onlarda da hata yapılıyor” sözleriyle değerlendirdi ve yasal düzenlemenin pek çok problem taşıdığını söyledi.
Arıtma sistemi kurana muafiyet yok
Boratav, ABD’de kullanılan marin sıhhi cihazlarını (Marine Sanitation Device – MSD) üç kademede tanımladı. 65 feet uzunluktan az teknelerde MSD 1 ultraviyole ile bakteriyel dezenfeksiyon yapıyor ve atığı parçalıyor. MSD 2 dezenfeksiyon ve biyolojik arıtma yapıyor. MSD 3 ise bir sıvı atık deposu ve deşarj yasak bölgeler (NDZ) haricinde kıyıdan 3 mil açıkta ya da kıyı tesislerinde boşaltılabiliyor.
Mavi Kart ilk çıktığı dönemde MSD 2 düzeyinde yatırım yapmış bir tekne sahibinin talebinin Bakanlık tarafından kabul edilmediğini, “sen de atığını vereceksin” yanıtı aldığını anlatan Boratav, bu tablonun bugün de değişmediğini söyledi: “Ne Mavi Kart genelgesinde ne de DAU genelgesinde bugün geçerli olan böyle bir muafiyet tanımlanmadı.”
Arıtma sistemi kuran teknelere muafiyet tanınmasının basit bir çözüm olacağını savundu.
Cihazların teknik sınırı
Boratav, bu sistemlerin her tekneye kurulamayacağını da belirtti. En basit kademe olan MSD 1 için teknenin en az 12-13 metre olması ve cihazın montajı için iç mimari değişiklik yapılması gerekebiliyor. Gerçek arıtma ünitesi sayılan MSD 2 için ise 18-20 metre üzeri tekne, genişçe bir makine dairesi şart. Boratav bu nedenle yöntemin kolay olmadığını kaydetti.
Elektronik takip: “Bunu bir ortalamayla yapamazsınız”
2021 yılında teknelerin ürettiği atık miktarının teslim edilen miktarla karşılaştırılmasına yönelik elektronik takip sistemi gündeme geldiğinde Boratav ölçümün zorluğuna dikkat çekti: “Bir insanın ne kadar atık üreteceğinin kuralı yok. Kimi insan 1 birim üretir, kimi insan 20 birim üretir, bunu ölçemezsiniz.”
Hesabın maksimuma göre kurulması hâlinde asgari koşullarda yaşayan denizcinin hakkının ne olacağını sordu.
Eğilim ve ortalamalardan söz etmenin mümkün olduğunu belirten Boratav, Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarına dayandırdığı ortalamaya göre Türkiye’de kişi başı günlük evsel atığın 180 litre düzeyinde bulunduğunu söyledi. Ancak bu rakamın teknede tekne büyüklüğüne göre değiştiğini anlattı: lüks bir gulette 90-100 litreye, suyun kıt olduğu küçük teknelerde 20-30 litreye iniyor.
Değişkenliğin kaynağını da sıraladı: 13 metrelik bir teknede 300-400 litre su deposu bulunurken 30 metrelik bir gulette 4-5 tondan 15 tona kadar depo ve ayrıca su yapıcı bulunabiliyor; 9 metrelik bir teknede su yapıcı bulunmuyor. Dolayısıyla insan tüketimine çok dikkat ediyor. Siyah suyun ve gri suyun payı da ayrı bir değişken. “Bütün bunları bir formülle birleştirdiğiniz zaman ortaya ölçülmesi zor bir denklem çıkıyor” dedi.
“Başından beri yanlış kurulmuş bir denklem”
Boratav, mevzuatın dayandığı temel varsayımı da sorguladı. Kamu idaresinin koylardaki kirlilikte teknelerin payına ilişkin bir ölçüm çalışması bulunmadığını belirtti: “Bununla ilgili bir ölçüm yok ama birtakım modeller kurularak bazı tahminlerde bulunulmaya çalışılıyor.”
10 yıl önce yapılan ve ders kitaplarına bile giren bir araştırmaya atıfla, Ege’ye bir günde arıtılmadan deşarj edilen atık miktarının 20 milyon insan atığı eşdeğeri bulunduğunu aktardı. Bu rakamın Yunanistan, Türkiye ve Çanakkale Boğazı üzerinden Ege’ye karışan atığın toplamını kapsadığını belirtti ve şöyle konuştu:
“Bodrum, Datça gibi kentsel merkezlerin arıtma tesisi kapasitesi pik sezondaki insan yükünün üçte birine yeterli. Fethiye Körfezi bahar aylarında derelerden gelen tarımsal gübre kirliliğiyle kıpkırmızı oluyor.”
Türkiye’nin tüm mavi yolculuk kıyılarında en yoğun dönemde seyir yapan tekne sayısının 5-6 bin düzeyinde kaldığını hatırlatan Boratav, denklemin ölçeğini şöyle sordu: “Yani tüm mavi yolculuk kıyılarına dağılmış şekilde 4.000 tekne ve içinde ortalama 5 kişi var diyelim. Bu 20.000 kişinin atığı mı denizi kirletiyor? Başından beri yanlış kurulmuş bir denklemle boğuşuyoruz. Dünyada eşi olmayan bir sistem.”
Bu değerlendirmenin genel deniz kirliliği yükü için geçerli olduğunu, teknelerin yoğun bulunduğu koylardaki kirletmenin ayrı bir konu olduğunu da vurguladı: “Burada bir denizcilik ahlakı sorunu ortaya çıkar, farklı bir şekilde tartışılması gerekiyor.”
Yeni yönetmelik bekleniyor
