İstanbul’da düzenlenen Bosphorus Boat Show’un dördüncü gününde Mavi Vatan kavramının mimarı müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, “Mavi Vatan ve Yatçılık” başlıklı konferans verdi. Yaycı, Türkiye’nin deniz egemenliği için yatlara, teknelere ve Türk bayrağına neden bu kadar ihtiyaç duyduğunu çarpıcı verilerle ortaya koydu. Yunanistan’ın Türk yatçılara yönelik sistematik baskılarını, marina altyapısındaki tabloyu ve dil üzerinden sürdürülen egemenlik savaşını tüm açıklığıyla anlattı.
“Gitmediğin Deniz Senin Değildir”
Yaycı, konuşmasının ilk dakikalarında yatçılığa bakışı kökten değiştiren bir çerçeve çizdi: “Yatçılığı yalnızca turizm ya da lüks olarak düşünmemek lazım. Yatçılık bir sivil egemenlik konusudur. Denizde bizim varlığımız varsa karşı tarafın hukuki iddiası zayıflar. Bizim varlığımız yoksa hem kendi hukuki iddiamız zayıflar hem de karşı tarafınki güçlenir.”
Denizde varlık göstermenin üç temel yolu olduğunu belirten Yaycı bunları askeri/donanma varlığı, ekonomik faaliyet ve sivil deniz trafiği olarak sıraladı. Ardından fuara döndü: “Bu fuarda üçünden ikisi var. Mavi Vatan bir haritadan ibaret değildir. Denizde var olmak demektir. Türk bayraklı yat sayısı arttıkça, Türk limanları sürekli kullanıldıkça o deniz yaşayan deniz haline gelir. Yaşanmayan deniz zamanla kaybedilir.”
Üretimde Dünya Zirvesindeyiz, Kullanımda Derin Açık
Yaycı, Türkiye’nin yatçılıktaki paradoksunu rakamlarla ortaya koydu. Tuzla, Yalova, Antalya ve Bodrum tersaneleri yılda yaklaşık 2,5 milyar dolar ihracat gerçekleştiriyor; süper yat üretiminde dünyada ilk üçteyiz. Ama tablonun diğer yüzü son derece acı:
🇹🇷 Türkiye’de kayıtlı tekne sayısı: 90.000 — 🇬🇷 Yunanistan’da: 250.000 (nüfusu sadece 10 milyon)
🇹🇷 Türkiye’de marina sayısı: 28 — 🇬🇷 Yunanistan’da: 150’den fazla (4 katımız)
🇹🇷 Marmaris’te Türk bayraklı yat oranı: %25
🇹🇷 Bodrum bağlama kapasitesi: 2.200 —
⚠️ Sezondaki gerçek yat sayısı: 4.000’in üzerinde
“Türkiye’nin paradoksu çok net” diyen Yaycı sözlerini şöyle sürdürdü: “Küresel ölçekte güçlü bir üreticiyiz. Ama üretilen yatların büyük çoğunluğuna yabancı bayrak takılıyor. Türk aklıyla, Türk emeğiyle üretilen yat Türk bayrağı taşımıyorsa Mavi Vatan’a değil, başkasının egemenliğine hizmet ediyor.”
Yunanistan Türk Yatçısını Adalar Denizi’nden Kovuyor — İşte Silahı: DEKPA
Yaycı, Yunanistan’ın Türk yatçılara karşı uyguladığı DEKPA adlı sistematik baskı politikasını anlattı. Yunanistan; AB, ABD ve İngiltere bayraklı gemileri tamamen serbest bırakırken yalnızca Türk teknelerinden zorunlu seyir kayıt belgesi talep ediyor. Türk yatçı bir yıl kurallara uyum sağlasa bile Yunanistan ertesi sezon uygulamayı değiştiriyor, yeniden ceza kesiyor.
“Bunun adı ayrımcılık değil, bilinçli bir dışlama politikasıdır” diyen Yaycı sonuçlarını şöyle özetledi: “Türk yatçılar Adalar Denizi’nden uzaklaşıyor. Türk kıyılarında yoğunluk artıyor ama altyapı yok. Tekne alan satmaya kalkıyor, almayı düşünen vazgeçiyor. Yunanistan’ın hesabı tuttu: Türk bayrağı Adalar Denizi’nden çekildi.”
Uyarısını şöyle tamamladı: “Sivil yatçılık gerilerse Türk bayrağı Adalar Denizi’nde daha az görünür. Bu askeri bir kriz üretmeyebilir. Ama uzun vadede algı, diplomasi ve pazarlık gücü üzerinde zayıflatıcı etkisi olur.”
“Bosphorus Değil Boğaziçi” — NATO Belgelerinde Bile Yazamıyoruz
Yaycı, egemenlik savaşının coğrafi isimler üzerinden de sürdüğünü hatırlattı. NATO’nun hiçbir belgesinde “İstanbul Boğazı” ya da “Çanakkale Boğazı” yazmıyor. Yunanistan bu isimleri yıllarca veto etti; sonunda tüm belgelerde yalnızca “Strait” — isimsiz, sadece “Boğaz” — ifadesi kaldı.
“Özel isimlerin İngilizcesi yoktur. Boğaziçi’nin İngilizcesi Bosphorus değildir” diyen Yaycı, fuarın adını da bu bağlamda değerlendirerek “Bosphorus Boat Show” adının değiştirilmesi gerektiğini açıkça dile getirdi.
Ege Denizi yerine “Adalar Denizi” ifadesini kullandığını da vurgulayan Yaycı şunları söyledi: “Lozan’da ve Montrö Sözleşmesi’nin orijinal Türkçe metninde Adalar Denizi yazar. Kos deme İstanköy de, Samos deme Sisam de. Mekan isimlerinin hafızası vardır.”
10 Bin Yıllık Denizci Millete “Denizcileşin” Demek Hakarettir
Yaycı, “Türklerin denizcileşmesi gerekir” söylemini sert bir dille reddetti: “Bu söylemi iyi niyetle söyleyenler bile gençlerimize farkında olmadan aşağılık kompleksi aşılıyor. On beş bin yıllık bir milletten bahsediyoruz. Karadeniz, Kızıldeniz, Akdeniz, Sarı Deniz — bu coğrafyadaki tüm denizlere isim veren Türk milleti. Çünkü Türkler yönleri renklerle adlandırmıştır: kuzey kara, güney kızıl, batı ak, doğu gök.”
Çıpanın icadının da Türklere ait olduğunu anlatan Yaycı, antik dönemde teknelerini taşla tutan Atinalılara çıpayı tanıtanın İskit Türk filozofu Anakrasis olduğunu belirtti. “İngilizce ‘anchor’ kelimesi de onun adından geliyor” dedi.
Yaycı’nın Çözüm Reçetesi: Türk Bayraklı Yat Reformu
Yaycı, devlete somut bir eylem planı sundu: Türk bayraklı yat siciline tam dijitalleşme ve bürokrasi reformu, Yunanistan’ın uyguladığı kısıtlamalara karşı mütekabiliyet politikası, Türk bayraklı yatlara marina indirimlerinin hayata geçirilmesi, yerli alıcıya yönelik finansman teşviki ve yerliye satışta üreticiye sıfır vergi uygulaması. Bunlara ek olarak Bodrum–Göcek–Marmaris–Çeşme hattında teşvik rotaları oluşturulmasını ve gençlere yönelik amatör tekne paketleriyle deniz kültürünün toplumsallaştırılmasını da talep etti.
“Donanma denizi tutar, yatçılık denizi yaşatır. Yaşanmayan deniz zamanla kaybedilir.” — Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı



















































