Yaklaşık 150 metre uzunluğundaki taş döşeli yol, antik dönemde Myndos kentinin savunma sistemi ve liman bağlantısının bir parçası olarak kullanıldı. Günümüzde ise çoğunlukla sığ suyun altında kalan yapı, rüzgâr, atmosfer basıncı ve mevsimsel deniz seviyesi değişimleri nedeniyle zaman zaman yeniden görünür hale geliyor.
Ortaya çıkan yol, hem bölgeyi ziyaret eden turistlerin hem de tarih meraklılarının ilgisini çekiyor.
Myndos Antik Kenti’nin liman yolu
Antik Karia bölgesinin önemli liman kentlerinden biri olan Myndos, bugünkü Gümüşlük kıyısında kurulu bir yerleşim. Kentin surları, limanı ve bazı yapıları günümüzde kısmen denizin altında bulunuyor.
Tavşan Adası’na uzanan taş yolun ise antik dönemde kara bağlantısını sağlayan savunma hattının bir parçası olduğu düşünülüyor. Yol, büyük taş blokların yan yana yerleştirilmesiyle oluşturuldu.
Yüzyıllar içinde deniz seviyesinin yükselmesi ve kıyı yapısının değişmesiyle bu yapıların önemli bir bölümü su altında kaldı.
Deniz neden çekiliyor?
Gümüşlük kıyısında zaman zaman ortaya çıkan taş yol, ilk bakışta olağanüstü bir doğa olayı gibi görünse de uzmanlara göre bu durum Ege’de belirli meteorolojik koşulların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan doğal bir süreç. Bölgede yaklaşık yirmi yıldır yaşayan sakinler, denizin özellikle kış sonu ve ilkbahar başında, çoğunlukla mart aylarında belirgin şekilde çekildiğini ifade ediyor. Ancak her yıl aynı ölçekte gerçekleşmeyen bu olayın şiddeti, rüzgârın gücüne ve atmosfer koşullarına bağlı olarak değişebiliyor. Bazı ziyaretçiler bu ölçekte bir çekilmeyi ilk kez gördüklerini belirtirken, bazıları daha sığ kesimlerde suyun her yıl gerilediğini gözlemlediklerini dile getiriyor.
Uzmanlar bu durumun temel nedeninin gelgit değil, rüzgâr ve atmosfer basıncı olduğunu belirtiyor. Uzun süre aynı yönden esen kuvvetli rüzgârlar deniz suyunu kıyıdan açık denize doğru iterek kıyı hattında geçici bir seviye düşüşü yaratabiliyor. Özellikle kuzeyden esen poyraz rüzgârı, Ege’de suyu güneye doğru sürükleyerek kıyılarda belirgin çekilmeye yol açabiliyor. Bu tür çekilmelerin özellikle şubat ve mart aylarında zaman zaman görülüyor ve benzer görüntüler önceki yıllarda da yaşandı.
Meteorolojik koşullar da bu süreci güçlendirebiliyor. Balkanlar üzerinde oluşan yüksek basınç ile Güney Akdeniz’deki alçak basınç arasındaki fark, Marmara ve Kuzey Ege’deki su kütlesinin güneye doğru hareket etmesine neden olabiliyor. Bu basınç farkı, rüzgârın etkisiyle birleştiğinde kıyı bölgelerinde deniz seviyesinin birkaç on santimetre düşmesine yol açabiliyor. Ege Denizi’nde gelgit etkisi ise oldukça sınırlı. Ay ve Güneş’in çekiminden kaynaklanan gelgit hareketleri Atlantik Okyanusu’ndaki gibi güçlü değil ve genellikle 30–40 santimetreyi aşmıyor. Bu nedenle dolunay veya yeni ay dönemleri deniz seviyesinde küçük değişimler yaratsa da Gümüşlük’te görülen çekilmenin ana nedeni rüzgâr ve atmosfer basıncı olarak kabul ediliyor.
Akdeniz’de denizin altında kalan şehirler
Myndos’taki taş yol, deniz altında kalan antik yapıların tek örneği değil. Akdeniz’de birçok antik liman kenti zaman içinde su altında kaldı.
Baiae – İtalya
Napoli yakınlarında bulunan Baiae Antik Kenti, Roma döneminin önemli tatil merkezlerinden biriydi. Volkanik hareketler nedeniyle kıyı hattı zamanla çöktü ve kentin önemli bölümü denizin altında kaldı.
Bugün Baiae, su altı arkeoloji parkı olarak korunuyor. Dalgıçlar mozaikler, villalar ve heykeller arasında yüzebiliyor.
Heraklion – Mısır
İskenderiye açıklarında bulunan Heraklion kenti, Antik Mısır’ın önemli ticaret limanlarından biriydi. Kent, yaklaşık 1200 yıl önce meydana gelen deprem ve zemin çökmesi sonucu tamamen denizin altına battı.
2000’li yıllarda yapılan su altı arkeoloji çalışmaları sırasında dev heykeller, tapınak kalıntıları ve yüzlerce antik eser gün yüzüne çıkarıldı.
Pavlopetri – Yunanistan
Yunanistan’ın Lakonia kıyılarındaki Pavlopetri, dünyanın en eski su altı şehirlerinden biri olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 5 bin yıllık geçmişe sahip yerleşimde sokaklar, evler ve mezarlar denizin altında korunmuş durumda.
Tarih ve doğa aynı manzarada
Bodrum’daki Kral Yolu, hem arkeolojik hem de doğal bir fenomen olarak dikkat çekiyor. Deniz seviyesinin düştüğü dönemlerde ziyaretçiler antik yol üzerinde yürüyerek Tavşan Adası’na kadar ulaşabiliyor.
Uzmanlar ise tarihi yapıların korunması gerektiğini vurgulayarak ziyaretçilerin taş bloklara zarar vermemesi konusunda dikkatli olması gerektiğini belirtiyor.
Her yıl belirli dönemlerde ortaya çıkan bu taş yol, binlerce yıllık bir liman kentinin izlerini günümüze taşıyan nadir yapılardan biri olarak kabul ediliyor.






















































