Bu dosya, Osman Batur’un hazırladığı video çalışmasından yola çıkılarak genişletildi. Osman Batur’un seçkisi, yelkeni bir spor ya da lüks aracı değil, karakterin uzantısı olarak gören isimleri bir araya getiriyor. Aşağıda yer alan portreler, bu seçkinin tarihsel ve kültürel arka planını biraz daha derinleştiriyor.
Gümüş Perde’den Açık Denizlere
Humphrey Bogart & Lauren Bacall
Humphrey Bogart için yelken, Hollywood’un yorucu ritminden kaçış değil, denge kurma biçimiydi. 1939 yapımı “Dark Victory” filminin setinde gördüğü yelkenli, onun denizle kuracağı uzun ilişkinin başlangıcı sayılıyor.
Bogart’ın en bilinen teknesi Santana, Pasifik’te uzun seyirler yaptığı, dostlarını ağırladığı ve kameralardan uzak kaldığı bir yaşam alanıydı. Lauren Bacall ile birlikte geçirdikleri zamanlarda deniz, çiftin ortak dili hâline geldi. Bacall, ilerleyen yıllarda verdiği röportajlarda, Bogart’ın denizde “olması gereken hâline” kavuştuğunu vurguladı.
Beyaz Saray’dan Rüzgâra
John F. Kennedy
John F. Kennedy’nin denizle ilişkisi romantik değil, köklüydü. Ailesi, özellikle de babası Joseph Kennedy, çocuk yaşta yelken eğitimi almasını teşvik etti. Kennedy’nin Victura adlı yelkenlisi, başkanlık öncesi ve sonrasında en sık kullandığı teknelerden biriydi.
1962 America’s Cup konuşmasında dile getirdiği “Deniz bizi başladığımız yere geri götürür” ifadesi, Kennedy’nin denizi politik kimliğinin dışında, kişisel bir referans noktası olarak gördüğünü gösteriyor. II. Dünya Savaşı’ndaki denizcilik tecrübesi de bu bağın rastlantı olmadığını kanıtlıyor.
Rüzgârın Denklemleri
Albert Einstein
Einstein’ın yelkenle ilişkisi, fizik kadar sezgiseldi. Motorlu teknelere mesafeli durur, rüzgârla ilerlemeyi tercih ederdi. Tinef adını verdiği küçük yelkenlisinde pusula ya da modern seyir ekipmanları kullanmadan açılması, onun doğrudan deneyime verdiği önemin göstergesiydi.
Yüzme bilmemesine rağmen sık sık tek başına denize açılması, Einstein’ın risk algısının günlük hayatta ne kadar farklı işlediğini ortaya koyuyor. Yakın çevresi, onun en berrak düşüncelerini teknede geçirdiği anlarda ürettiğini aktarır.
Fransız Yelken Aklı ve Stil
Eric Tabarly & Brigitte Bardot 
Eric Tabarly, modern açık deniz yarışçılığının yönünü değiştiren isimlerden biri. Pen Duick serisi tekneleriyle Atlantik’te elde ettiği başarılar, yelken yarışçılığını teknik bir uzmanlık alanına dönüştürdü.
Brigitte Bardot ile aynı teknede çekilen kareler ise yelkenin sadece rekabet değil, estetikle de iç içe bir alan olduğunu gösterdi. Bu görüntüler, 1960’lar ve 70’lerde yelken kültürünün popüler algısını ciddi biçimde etkiledi.
Rekabetin Sert Yüzü
Ted Turner & Elle Macpherson

Ted Turner, America’s Cup kazanan az sayıdaki iş insanından biri. Onun yelken yaklaşımı romantik değil, doğrudan rekabet odaklıydı. Yarışlarda risk almaktan kaçınmayan Turner, bu karakteriyle yelken sporunun “elit ama sert” yüzünü temsil etti.
Elle Macpherson ise 1990’larda yelken dünyasının popüler kültürle kurduğu ilişkinin sembol isimlerinden biri oldu. Yelken, bu dönemde yalnızca spor sayfalarında değil, moda ve magazin dünyasında da görünür hâle geldi.
Akdeniz’in Sessiz İkonları
Sophia Loren · Grace Kelly · Audrey Hepburn



Sophia Loren, “Boy on a Dolphin” filmiyle denizle kalıcı bir bağ kurdu. Akdeniz, onun için hem sahne hem yaşam alanıydı.
Grace Kelly, Monaco Prensesi olduktan sonra yelkeni aristokrat çevrelerde daha görünür kıldı. Monaco’nun deniz kimliğinde onun etkisi hâlâ hissediliyor.
Audrey Hepburn ise gösterişten uzak tavrıyla yelkenin dingin ve sade tarafını temsil etti. Onun denizdeki görüntüleri, yelkenin “sessiz lüks” kavramıyla örtüşen nadir örneklerden biri olarak anılıyor.
Editör Notu
Bu içerik, Osman Batur’un hazırladığı video çalışmasından hareketle genişletildi. Video, yelkeni teknik verilerden çok insan hikâyeleri üzerinden okuyan bir yaklaşım sunuyor. Yatmarina olarak, bu seçkinin deniz kültürünün kuşaklar arası aktarımına katkı sunduğunu düşünüyoruz.
































