İki temel başlık altında inceleme
Soruşturma, iki ana iddia etrafında şekilleniyor:
-
Çalışan ücretlerinin teşebbüsler arasında anlaşmalarla belirlenmesi (wage-fixing),
-
İşçilerin başka tersanelere geçmesini engelleyen uygulamalar (no-poaching).
Rekabet Kurumu bu tür uygulamaların, çalışanların daha düşük ücretlere razı bırakılmasına, daha iyi iş fırsatlarına erişimlerinin engellenmesine ve iş gücü piyasasında yapısal bozulmalara yol açabileceğini belirtiyor.
“İş gücü piyasasında da rekabet kuralları geçerli”
Kurumdan yapılan açıklamada, yalnızca ürün ve hizmet pazarlarının değil, iş gücü piyasalarının da 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamına girdiği vurgulanıyor. İşverenlerin genellikle sayıca az olduğu ve bu durumun alıcılık gücü avantajı yarattığı ifade edilirken, bu gücün rekabet karşıtı uygulamalarla birleşmesi durumunda çalışanların sistematik olarak dezavantajlı duruma düştüğü kaydediliyor.
Makroekonomik etkiler ve sektörel riskler
Rekabet Kurumu’na göre, iş gücü piyasasında rekabetin zayıflaması yalnızca bireysel çalışanları değil, istihdam, işsizlik oranı, gelir düzeyi gibi kritik makroekonomik göstergeleri de olumsuz etkiliyor. Ayrıca, sektörel bazda:
-
Tersanelerde personel giderleri toplam maliyetin %22 ila %50’sini oluşturuyor,
-
Mavi yaka iş gücünün %70–80’i taşeron firmalar aracılığıyla temin ediliyor.
Bu yapı, çalışanların korunmasız hale gelmesine neden olurken, sektörün üretim kapasitesi, kalite standardı ve maliyet yapısı açısından da kırılganlık yaratıyor.
Yat üreticileri için uyarı sinyali
Soruşturma, doğrudan büyük gemi inşa tersanelerine odaklansa da yat üreticilerini de yakından ilgilendiriyor.
Çünkü:
-
Yat üreticileri aynı kaynaklardan uzman iş gücü temin ediyor,
-
Benzer taşeron firmalarla çalışıyor,
-
Sektörel rekabet kurallarından doğrudan etkileniyor.
Eğer yat üreticileri arasında da personel devrini sınırlayan veya ücretleri sektörel ortalamada tutmaya yönelik örtük anlaşmalar varsa, bu firmalar da potansiyel olarak Rekabet Kurumu’nun radarına girebilir.
Hukuki çerçeve: Açık ihlal şüphesi
Rekabet hukukçularına göre, iş gücü piyasasında teşebbüsler arasında yapılan no-poaching ve wage-fixing türündeki anlaşmalar, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında açık ihlal sayılıyor. ABD ve AB’deki emsal kararlar, bu tür uygulamaların ağır para cezalarıyla sonuçlandığını gösteriyor.
Kurulun incelemesi sonucunda ihlallerin sabit görülmesi halinde, hem para cezası hem de davranışsal tedbir kararları alınması bekleniyor.
Çalışanlar ne yaşıyor?
Çalışanlar açısından bakıldığında, iddiaların doğruluğu hâlinde oluşabilecek sonuçlar oldukça ciddi:
-
Alternatif iş fırsatlarına erişim kısıtlanıyor,
-
Piyasa koşullarının altında ücretlere razı olunuyor,
-
İşveren karşısında pazarlık gücü ortadan kalkıyor.
Özellikle taşeron sistemine bağlı çalışan işçiler için bu tür anlaşmalar, sektörel bir çıkışsızlık döngüsü yaratıyor.
Tersanelerde uzmanlık ve belge zorunluluğu
Tersanelerde nitelikli iş gücüne yönelik yüksek belge ve sertifika talepleri, işçilerin farklı alanlarda istihdam edilmesini zorlaştırıyor. Bu da işçilerin “bulundukları yerde kalma” zorunluluğunu pekiştiriyor.
Örneğin:
-
Kaynakçılar: TÜRKAK veya uluslararası belgeler,
-
Mühendisler: Üniversite diploması + yazılım + gemi inşa deneyimi,
-
Lojistik personeli: SRC + forklift ehliyeti,
-
İSG uzmanları: Bakanlık onaylı sertifikalar.
Bu yapı, iş gücü geçişini yavaşlatırken, rekabetin doğal mekanizmalarını sekteye uğratma riski taşıyor.
Sonuç: Soruşturma yalnızca hukuki değil, sektörel bir sınav
Rekabet Kurumu’nun tersanelere yönelik başlattığı soruşturma, yalnızca bir “ücret” ya da “geçiş” tartışması değil;
aynı zamanda çalışan hakları, sektör etiği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da bir turnusol işlevi görüyor.
Gelişmeler, yat üreticileri de dahil olmak üzere sektörde faaliyet gösteren tüm firmaların insan kaynakları politikalarını ve taşeron yapısını gözden geçirmesini gerektiriyor.




















































