World Superyacht Awards’ın 21. edisyonu, 1-2 Mayıs 2026’da Venedik’teki Arsenale di Venezia’da gerçekleşti. Gecenin en büyük ödülü olan Motor Yacht of the Year, Hollanda’nın Feadship tersanesinin inşa ettiği 118.8 metrelik Breakthrough’a gitti. Kriyo jenik hidrojenle çalışan yakıt hücresi sistemine sahip ilk süperyat olan Breakthrough, aynı gecede iki ödül birden aldı.
YatMarina.com.tr, ödüllerin ardından ödüllü yat tasarımcısı Kumru Bekret’e WSA 2026’nın sektöre yansımalarını sordu.
Jüri kriteri değişiyor
Bekret, WSA 2026 kazananlarının estetikten çok bütünsel bir vizyon üzerinden değerlendirildiğini söylüyor. “Artık yalnızca estetik üzerinden değerlendirilen bir dönemden çıktık,” diyor Bekret. “Özellikle son birkaç yılda jüri yaklaşımında mühendislik bütünlüğü, operasyonel verimlilik, inovasyon, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve kullanıcı deneyimi çok daha merkezi hale geldi. 2026 kazananlarına baktığımızda ‘güzel obje’ değil, bütünsel bir yaşam ve teknoloji platformu ödüllendiriliyor diyebiliriz.”
Sürdürülebilirlik artık PR değil
Breakthrough’un zaferinin yalnızca hidrojen teknolojisiyle açıklanamayacağını vurgulayan Bekret, sürdürülebilirliğin sektörde artık gerçek bir tasarım kriteri olduğunu belirtiyor. “Evet, sürdürülebilirlik bugün hâlâ güçlü bir iletişim dili ve marka değeri yaratıyor; bunu inkâr etmek mümkün değil,” diyor. “Ancak özellikle Breakthrough gibi projelerde konu sadece PR değil. Hidrojen yakıt hücresi gibi teknolojiler ciddi mühendislik riski, yatırım ve altyapı vizyonu gerektiriyor. Jüriler de artık yalnızca sonucu değil, sektör adına alınan teknolojik cesareti ödüllendiriyor.”
Nitekim Feadship, Breakthrough’u inşa ederken denizcilikte hidrojen depolama ve yakıt hücresi teknolojisi için henüz hiçbir düzenleme bulunmadığından Lloyd’s Register ve Cayman Adaları bayrak otoritesiyle birlikte çalışarak gerekli çerçeveyi sıfırdan oluşturmak zorunda kaldı.
Kismet’ten Breakthrough’a: Sektörün iki yönü
2025’te Motor Yacht of the Year olan Kismet ile 2026 kazananı Breakthrough’u karşılaştıran Bekret, sektörün tek bir çizgide ilerlemediğini savunuyor. “Kismet daha çok deneyim ekonomisini temsil ediyordu; yani duygusal etki, iç mekân atmosferi, yaşam hissi ve ultra-lüks deneyim. Breakthrough ise mühendislik inovasyonu ve geleceğin teknolojik dönüşümünü temsil ediyor,” diyor Bekret. “Önümüzdeki dönemde kazanan projelerin bu iki alanı birlikte çözebilen yatlar olacağını düşünüyorum.”
Explorer trendi kalıcı
WSA 2026’da öne çıkan explorer yat, beach club ve uzun menzil eğiliminin geçici olmadığını düşünen Bekret, değişimin temelinde kullanıcı alışkanlıklarının dönüşümünü görüyor. “İnsanlar artık yatı yalnızca hareket eden bir prestij objesi olarak değil, uzun süre yaşanabilen bir yaşam alanı olarak görüyor,” diyor. “Kullanıcı artık Akdeniz’de birkaç günlük kullanım yerine daha bağımsız, daha uzun menzilli ve daha fonksiyonel deneyimler talep ediyor. Yat tasarımı artık gösterişten çok yaşam kalitesi ve kullanım senaryoları üzerinden şekilleniyor.”
Tasarım mı, algı mı?
Büyük ödüllerin PR çalışmalarından etkilenip etkilenmediği sorusuna Bekret net bir yanıt veriyor: “Günümüzde ikisini tamamen ayırmak zor. Çok iyi tasarlanmış ama doğru anlatılamayan projeler bazen hak ettiği görünürlüğü alamıyor. Öte yandan yalnızca güçlü PR ile uzun vadede sektörün saygısını kazanmak da mümkün değil. Gerçekten kalıcı etki yaratan projeler genellikle üç şeyi aynı anda başarıyor: teknik kalite, güçlü tasarım dili ve doğru iletişim stratejisi.”
Homojenleşme tehlikesi
Süperyatların birbirine benziyor olduğu yönündeki eleştirileri haklı bulan Bekret, bunun yapısal nedenlerini şöyle açıklıyor: “Bunun temel sebeplerinden biri regülasyonlar, mühendislik optimizasyonu ve piyasa beklentilerinin giderek standartlaşması. Bugün birçok marka benzer kullanıcı taleplerine cevap veriyor: büyük beach club, geniş cam yüzeyler, wellness alanları, açık yaşam kurgusu gibi. Bu da tasarım dilini birbirine yaklaştırıyor.” Bununla birlikte Bekret, WSA’nın özgünlüğü hâlâ ödüllendirdiğini, ancak sektör genelinde “radikal tasarım cesaretinin geçmişe göre daha kontrollü kullanıldığını” söylüyor.
Türkiye’nin eksiği: Marka algısı
WSA 2026 jürisi, yalnızca mevcut ve eski süperyat sahiplerinden oluşan 23 kişilik bir panelden oluşuyordu. Bu yapıda Türk tersanelerinin temsil düzeyini değerlendiren Bekret, teknik kapasitenin artık tartışılmaz olduğunu ama marka algısında açık bulunduğunu söylüyor. “Türk tersaneleri bugün üretim kalitesi, mühendislik kabiliyeti ve custom build esnekliği açısından artık dünya ölçeğinde çok güçlü bir noktada,” diyor. “Ancak sektörün hâlâ geliştirmesi gereken alan küresel marka algısı ve tasarım liderliği. İtalya ya da Hollanda ekolleri yalnızca iyi yat üretmiyor; aynı zamanda kültürel bir tasarım dili satıyor. Global premium algıda daha güçlü bir konum için tasarım kimliği, sürdürülebilir teknoloji yatırımı ve uluslararası iletişim tarafında daha agresif bir görünürlük gerekebilir.”






















































