MARPOL: Küresel Çerçeve
MARPOL (International Convention for the Prevention of Pollution from Ships), denizlerin gemi kaynaklı kirliliğe karşı korunmasını amaçlayan en temel uluslararası sözleşme olarak kabul ediliyor. 1973’te kabul edilen ve 1978 Protokolü ile güçlendirilen sözleşme, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından yürütülüyor.
Sözleşme, petrol, kimyasal atıklar, kanalizasyon (pis su), çöp ve hava kirliliği gibi farklı başlıklarda düzenlemeler içeren altı teknik ekten oluşuyor. Bugün 160’tan fazla ülke MARPOL’e taraf durumda ve bu ülkeler dünya ticaret filosunun yüzde 95’inden fazlasını temsil ediyor.
MARPOL, taraf devletlere bağlayıcı hükümler getiriyor. Ancak bu bağlayıcılık doğrudan tekne sahiplerine değil, devletlerin kendi iç hukuklarında yapacağı düzenlemeler üzerinden işliyor. Sözleşme, atıkların denize bırakılmasını sınırlandırıyor ve limanlarda atık kabul tesislerinin kurulmasını zorunlu kılıyor. Buna karşın, atıkların nasıl takip edileceği, hangi sistemle izleneceği veya dijital bir altyapı kurulup kurulmayacağı gibi konular ülkelerin inisiyatifine bırakılıyor.
Avrupa Birliği: Liman ve Beyan Sistemi
Avrupa Birliği, MARPOL hükümlerini 2019/883 sayılı Port Reception Facilities Direktifi ile uyguluyor. Bu düzenleme, gemilerin limana giriş yapmadan önce atıklarını beyan etmesini ve limanlardaki kabul tesislerine teslim etmesini zorunlu kılıyor.
Sistem, büyük ölçüde liman odaklı işliyor. Atıkların teslimi kayıt altına alınıyor ve süreç belirli ölçüde dijital sistemlerle destekleniyor. Ancak bu dijital yapı, daha çok büyük gemilere yönelik. Küçük tekneler ve yatlar için merkezi, sürekli ve tekne bazlı bir dijital takip sistemi bulunmuyor.
Ayrıca Avrupa’daki uygulamada atık teslim ücreti çoğu zaman liman ücretine dahil ediliyor. Bu da sistemin tekne bazlı izleme yerine genel uyum ve altyapı üzerinden çalıştığını gösteriyor.
ABD: Fiziksel Denetim ve Yasak Bölgeler
ABD’de atık yönetimi, MARPOL çerçevesine ek olarak Clean Water Act ve Sahil Güvenlik düzenlemeleriyle yürütülüyor. Bu sistemde dijital takipten çok, doğrudan denetim ve yasaklama mekanizmaları öne çıkıyor.
Özellikle “No Discharge Zones” olarak ilan edilen bölgelerde atık boşaltımı tamamen yasaklanıyor. Bu bölgelerde teknelerin atık sistemleri kontrol ediliyor, valflerin kilitlenmesi veya mühürlenmesi istenebiliyor. Denetimler sahada, tekneye çıkılarak gerçekleştiriliyor.
Merkezi bir dijital takip altyapısı bulunmuyor. İhlaller, tespit edildiği anda doğrudan cezai yaptırımla karşılık buluyor.
Hırvatistan: Marina Kayıtları Üzerinden Takip
Yat trafiğinin yoğun olduğu Hırvatistan’da sistem, ulusal mevzuat ve marina uygulamaları üzerinden ilerliyor. Ülkeye giriş yapan tekneler “vignette” adı verilen bir seyir izni almak zorunda. Atık boşaltımı marinalarda gerçekleştiriliyor ve bu işlemler kayıt altına alınıyor.
Ancak bu kayıtlar genellikle marina bazlı kalıyor. Tüm ülke genelinde, tüm teknelerin atık geçmişini anlık izleyen merkezi bir dijital platform bulunmuyor.
Türkiye: Mevzuat Aynı, Uygulama Yöntemi Farklı
Türkiye’de deniz atıklarının yönetimi 2872 sayılı Çevre Kanunu ve Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında düzenleniyor. Bu yapı, MARPOL ile uyumlu şekilde oluşturulmuş durumda.
Ancak Türkiye’nin farklılaştığı nokta, bu mevzuatın uygulanma biçimi. Gemi Atık Takip Sistemi (GATS) ile başlayan süreç, Mavi Kart ve yeni adıyla Denizcilik Atıkları Uygulaması (DAU) ile daha geniş bir kapsama taşınıyor.
Bu sistemde atık teslimleri dijital ortamda kayıt altına alınıyor. Tekne bazlı veri oluşturuluyor ve bu veriler merkezi bir sistemde toplanıyor. Mobil uygulama ve QR kod gibi araçlarla süreç izlenebilir hale getiriliyor.
En dikkat çekici fark, sistemin yalnızca büyük gemilerle sınırlı kalmaması. Küçük tekneler ve yatlar da aktif olarak sistemin içine dahil ediliyor.
Türkiye Nerede Duruyor?
Küresel ölçekte bakıldığında, MARPOL tüm ülkeler için ortak bir çerçeve sunuyor. Avrupa liman ve beyan sistemine dayanıyor, ABD fiziksel denetim ve yasak bölgelerle ilerliyor, Hırvatistan ise marina kayıtları üzerinden kontrol sağlıyor.
Türkiye ise bu çerçevenin üzerine, merkezi ve dijital bir izleme katmanı ekliyor. Atık yönetimi yalnızca “verildi mi verilmedi mi” sorusunun ötesine geçerek, zaman, sıklık ve kayıt üzerinden takip edilebilir hale geliyor.
Bu durum, deniz atıklarının denetiminde klasik yöntemlerden veri temelli izleme yaklaşımına geçişin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
ÖZEL HABER – YatMarina.com.tr






















































