Denizi Korumak mı İstiyoruz, Suçlu Aramak mı?
Bodrum’da yeni bir çevre bilimi doğdu.
Artık denizin üzerinde gördüğümüz her köpüğün, her renk değişiminin, her bulanıklığın tek bir açıklaması var:
“Yine tekneler yapmıştır.”
Geçenlerde bir fotoğraf gördüm.
Denizin yüzeyinde beyaz köpükler.
Altına yüzlerce yorum.
“Sintine basmışlar.”
“Denizi mahvetmişler.”
“Ceza yazılsın.”
Ne güzel…
Laboratuvara ne gerek var?
Numune almaya ne gerek var?
Analize ne gerek var?
Bir fotoğraf, birkaç öfkeli yorum ve mesele çözüldü.
Bazen düşünüyorum; dünyanın dört bir yanındaki deniz bilimciler boşuna mı uğraşıyor?
Oysa işin tatsız tarafı şu:
Deniz, sosyal medya yorumlarıyla kirlenmiyor.
Bilimle konuşuyor.
Ve bilim bize yıllardır aynı şeyi söylüyor.
Deniz kirliliğinin %90’ı kara kaynaklı.
Yağmurla sürüklenen atıklar,
Dere yataklarından taşınan evsel kirleticiler,
Yetersiz altyapılar,
Arıtma sistemlerinden çıkan yükler,
Tarımsal akışlar,
Deterjanlar,
Kimyasallar,
Ve çoğu zaman gözümüzün önünde duran ama görmek istemediğimiz onlarca kaynak.
Ama bunlar çok heyecanlı konular değil.
Çünkü bir dere yatağına bağırmak zordur.
Bir arıtma tesisini sosyal medyada linç etmek zordur.
Bir altyapı eksikliğini fotoğraflayıp paylaşmak zordur.
Oysa ufukta bir tekne varsa işler kolaylaşır.
Suçlu hazırdır.
Elbette tekneler çevresel baskının bir parçasıdır.
Hiç kimse denizciliği kutsal ve hatasız ilan etmiyor.
Kurallara uymayan, atığını denize bırakan, çevreye zarar veren her tekne de eleştirilmeli, denetlenmeli ve gerekirse cezalandırılmalıdır.
Bir teknenin deniz kirliliğine sebep olabilmesi için bir koyda uzun süreli konaklama yapması gerekir. Bu tarz davranışları alışkanlık haline getiren tekneler için geçen sene “İstilacı Tür” tanımıyla doğru olmadığını, teknelerini aynı koyda uzun süre tutmalarına asla göz yummayacağımızı ve normalleştirmeyeceğimizi basının önünde açıkladım.
Tekne özel ya da ticari yaptığı bir hata veya suç varsa kesinlikle denetlenip cezai yaptırımını ödemesi gerektiğini sürekli söylüyorum.
Ancak bir başka gerçeği de konuşmak zorundayız.
Bir teknenin bulunduğu koyda görülen her köpük sintine değildir.
Deniz yüzeyindeki her beyazlık kirlilik değildir.
Her renk değişimi çevre suçu değildir.
Bazen polendir.
Bazen doğal organik birikimdir.
Bazen akıntıdır.
Bazen yağmur sonrası taşınan yüzey yüküdür.
Bazen de yıllardır konuşmaktan kaçtığımız altyapı problemlerinin denizdeki yansımasıdır.
Ne yazık ki son yıllarda çevre duyarlılığı ile çevre popülizmi arasındaki çizgi giderek inceldi.
Denizi korumak istiyoruz derken bazen sadece suçlu arıyoruz.
Suçluyu bulunca da rahatlıyoruz.
Sorunu çözmesek de rahatlıyoruz.
Çünkü gerçeklerle uğraşmak zordur.
Gerçekler yatırım ister.
Denetim ister.
Bilim ister.
Ortak akıl ister.
Oysa öfke bedavadır.
Bir fotoğrafın altına birkaç yorum yazmak da.
Denizi gerçekten korumak istiyorsak gözümüzü yalnızca denizin üstünde gezinen teknelere değil, karada başlayıp denizde son bulan kirlilik zincirine de çevirmeliyiz.
Çünkü deniz kimin ne yaptığını biliyor.
Bilmeyen çoğu zaman biziz.
Ve bazen kabul etmek gerekir ki mesele denizi korumak değil, birilerini suçlamak olunca; deniz yine en son düşünülen taraf oluyor.
Oysa deniz suçlu aramaz.
Deniz sadece yapılanı geri yansıtır.



















































