Göcek’in Dijital Tonozları Fırtınaya Karşı: Kaptanlar ve İşletmeciler Arasındaki Hukuki Çıkmaz Derinleşiyor
Yazar: Av. Aslı Karabolat
Giriş: Ekolojik Koruma Hedefi ve Hukuki Gri Alanlar
Göcek koylarının hassas deniz çayırlarını (Posidonia oceanica) koruma amacıyla Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) öncülüğünde hayata geçirilen dijital tonoz sistemi (DERIA), teknelerin demir atmasını engelleyerek onları sabit ve rezervasyonlu şamandıralara yönlendiriyor. Çevresel sürdürülebilirlik adına atılmış bu önemli adım, özellikle olumsuz hava koşullarında deniz emniyeti ve hukuki sorumluluklar arasında yeni ve karmaşık bir tartışma alanı yaratmaktadır. Sistemin “hava muhalefeti” gerekçesiyle kapatılması veya teknelerin fırtına anında tonozları boşaltmaya zorlanması, hem kaptanları hem de işletmecileri zorlu bir hukuki ikilemle karşı karşıya bırakmaktadır.
1. Hava Muhalefeti Bir “Mücbir Sebep” Midir? İşletmecinin Ağırlaştırılmış Sorumluluğu
Sistem işletmecilerinin, fırtına kaynaklı rezervasyon iptalleri veya hasarlarda ilk sığınacağı hukuki argüman “mücbir sebep” (force majeure) olmaktadır. Ancak modern meteorolojinin sunduğu erken uyarı sistemleri ve Göcek gibi kapalı bir havzanın öngörülebilir hava dinamikleri düşünüldüğünde, standart fırtınaların mücbir sebep olarak kabul edilmesi hukuken oldukça zordur. İşletmeci, bu uzmanlık gerektiren hizmeti sunarken ağırlaştırılmış bir özen yükümlülüğü altındadır. Teknik şartnameler, tonoz sistemlerinin bölgedeki maksimum rüzgar ve dalga yüklerine dayanıklı olmasını zorunlu kılar [1]. Bu standartların altında bir altyapı nedeniyle veya öngörülebilir bir fırtınada sistemin “güvenlik” gerekçesiyle kapatılması, mücbir sebepten ziyade bir hizmet kusuru veya ayıplı ifa (Türk Borçlar Kanunu m. 112) olarak değerlendirilmelidir.
2. İptal ve Tahliye Senaryoları: Tazminat Yükümlülüğünün Doğumu
Sistemin hava muhalefeti nedeniyle durdurulması, farklı hukuki sonuçlar doğurur:
| Senaryo | Riskler ve Hukuki Sonuçlar |
|---|---|
| Varış Öncesi İptal | Tekne seyrederken rezervasyonun fırtına uyarısıyla iptal edilmesi, can güvenliğini korusa da ticari zararlara yol açar. Özellikle charter sözleşmeleri kapsamında hizmet veren teknelerin bağlama yeri bulamaması, sözleşme ihlallerine ve kâr kaybına neden olabilir. Bu durumda, işletmecinin haksız fiil (TBK m. 49) veya sözleşmeye aykırılık temelinde tazminat sorumluluğu gündeme gelecektir. |
| Tonozdayken Tahliye Talebi | En kritik senaryo, fırtına anında işletmecinin “teknik limitlerin aşıldığı” gerekçesiyle bağlı teknelerden tonozu terk etmelerini istemesidir. Güvenli bir noktada bağlı olan bir teknenin fırtınalı denize çıkmaya zorlanması; çatma, karaya oturma ve batma gibi büyük riskler yaratır. Bu emrin kendisi, başlı başına bir haksız fiil teşkil edebilir ve meydana gelecek herhangi bir kazada illiyet (nedensellik) bağı doğrudan tahliye emrini veren işletmeciye uzanabilir. |
3. Kaptanın Üstün Yetkisi ve “Zaruret Hali”
Türk Ticaret Kanunu (TTK), geminin, yolcuların ve çevrenin güvenliğinden nihai olarak kaptanı sorumlu tutar. Kaptanın bu mutlak yetkisi, dijital bir sistemin kurallarıyla çatıştığında, denizcilik hukukunun temel prensipleri devreye girer. Eğer kaptan, fırtınalı denize açılmanın tonozda kalmaktan daha tehlikeli olduğuna kanaat getirirse, işletmecinin tahliye emrine uymayabilir. Bu karar, hukuken kaptanın “zaruret hali” (TBK m. 64) kapsamında aldığı bir tedbir olarak korunur ve sistemin genel kullanım şartlarından üstün tutulmalıdır.
4. Şeffaflık Eksikliği ve Tek Taraflı Sorumsuzluk Anlaşmalarının Geçersizliği
DERIA sisteminin işleyişine dair en büyük eleştirilerden biri, uygulamanın arkasında detaylı bir yönetmelik veya şeffaf bir tebliğ bulunmamasıdır [2]. Kullanıcılar, sistemin teknik kapasitesi, bakım geçmişi ve operasyonel limitleri hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Bu durum, makalenin orijinalinde de belirtilen “Teknik Durum ve Geçmiş Bilgi Beyanı” sunulması gerekliliğini daha da önemli kılmaktadır.
Öte yandan, dijital platformlarda sıkça rastlanan “Tüm risk kullanıcıya aittir” gibi tek taraflı sorumsuzluk kayıtları, Türk Borçlar Kanunu’nun emredici hükümleri karşısında, özellikle işletmecinin ağır kusuru söz konusu olduğunda, kesin olarak geçersizdir (TBK m. 115). Sistemin teknik yetersizliği veya hatalı bir tahliye kararı sonucu doğacak zararlarda, işletmeci bu tür maddelerin arkasına sığınamaz.
5. Uluslararası Hukuki Emsaller: Benzer Sorunlar, Benzer Sorumluluklar
Dünya genelinde, marina ve bağlama sistemi işletmecilerinin fırtına veya altyapı yetersizliği nedeniyle oluşan zararlardaki sorumluluğu, denizcilik hukukunun önemli bir alanını oluşturmaktadır. Bu tür vakalar, Göcek Derya Sistemi özelindeki tartışmalara ışık tutmaktadır:
- Holyhead Marina Davası (İngiltere): Birleşik Krallık’ı vuran Emma Fırtınası sırasında, Galler’deki Holyhead Marina’da bağlı tekneler battı veya ağır hasar gördü. Bu davada, marina işletmecisi sorumluluğunu sınırlamak istemiş, ancak mahkeme marinanın bir “rıhtım” (dock) olarak kabul edilip edilemeyeceği ve bu durumda sorumluluk sınırlamasının uygulanıp uygulanamayacağı konusunda önemli bir karar vermiştir [3]. Temyiz Mahkemesi, marinanın yüzer iskelelerinin “iniş yerleri” (landing places) olarak kabul edilebileceğine hükmederek, işletmecinin sorumluluğunu belirli bir yasal limitle sınırlamasına izin vermiştir. Bu dava, fırtına gibi öngörülebilir doğa olaylarında dahi işletmecilerin altyapı standartları ve özen yükümlülüklerinin ne denli kritik olduğunu göstermektedir.
- Karayipler ve Akdeniz Örnekleri: İngiliz Virjin Adaları (BVI) gibi bölgelerde, ticari bağlama şamandıralarının (mooring balls) kopması sonucu teknelerde meydana gelen hasarlarda, işletmecilerin periyodik bakım kayıtlarını sunamaması durumunda “ağır kusur” (gross negligence) kapsamında sorumlu tutulduğu vakalar mevcuttur. Akdeniz havzasındaki bazı ülkelerde (örneğin Fransa ve İtalya), “mücbir sebep” savunması, fırtınanın şiddetinin bölge istatistiklerine göre “olağanüstü ve öngörülemez” olması şartına bağlanmıştır; standart kış fırtınaları genellikle bu kapsamda değerlendirilmemektedir.
Bu uluslararası emsaller, Göcek Derya Sistemi gibi modern bağlama sistemlerinin, çevresel faydalarının yanı sıra, operasyonel güvenlik ve hukuki sorumluluklar açısından da uluslararası standartlarda bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Göcek’teki dijital tonoz sistemi, ekolojik bir zorunluluk olarak ortaya çıksa da, deniz emniyeti ve hukuki sorumluluklar düzleminde ciddi belirsizlikler barındırmaktadır. Sistemin fırtına gibi öngörülebilir doğa olayları karşısındaki performansı ve bu durumlarda alınan kararlar, işletmecinin tazminat sorumluluğunu doğrudan etkilemektedir. Ekolojiyi koruma hedefi, can ve mal güvenliğini tehlikeye atacak veya denizcilik hukukunun temel prensiplerini yok sayacak bir uygulamaya dönüşmemelidir. Taraflar arasındaki hukuki sorumlulukların, şeffaf, adil ve kanunun emredici hükümlerine uygun sözleşmelerle yeniden tanımlanması, gelecekte yaşanabilecek ciddi uyuşmazlıkların önlenmesi adına kritik bir zorunluluktur.
Referanslar:
[1] T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. Muğla İli, Fethiye İlçesi, Göcek Mahallesi, Osman Ağa Koyu, Günlük Koyu, Boynuz Bükü ve İnce Burun Tekne Bağlama Amaçlı Mapa ve Şamandıra Sistemi Kullanma İzni Teknik Şartnamesi.
[2] Haberci TV. Başkan Ugan: “Her koy tesis olursa yat neden gelsin?”.
[3] 4 Pump Court. Limitation of liability: the Court of Appeal rules that a marina is a “dock” and can limit liability.



















































